French immersion konusu Yunus'un dil gelisiminde yepyeni bir sayfa acti.
French immersion, buradaki devlet okulu seceneklerinden biri. Bir suru secenek var burada, seceneklerin icinde de secenekler var. Ornegin laik okullar var, katolik okullar var. Her ikisinin icinde de Ingilizce agirlikli ve Fransizca agirlikli secenekler var. Ayrica bir de Fransizca okullar var tabii. Fransizca agirlikli okullar French immersion uyguluyorlar, onu da early French immersion, middle French immersion ve late French immersion olarak uygulayabiliyorlar. Bir suru secenek kulaga iyi gelse de aslinda oyle olmuyor tabii. Bir kere her okulun bu kadar cok secenegi bir arada sunacak bir kapasitesi yok. Cogu bir secenekte karar kiliyor, sen de yakinindaki okulun secenegini begenmezsen daha uzaga gidiyorsun. Ama uzagin yakinina gidemiyorsun, cunku sehir bolgelere ayrilmis, o bolgelerde gezecek okul otobuslerini abuk sabuk bir sekilde paylasmislar, vs vs sonucta Yunus'u Ingilizce agirlikli okula gondermem icin ta uzaklara, yuruyerek gidemeyecegi bir okula gondermem gerekiyor. Ayrica o okulu da hic sevmedim orasi ayri. Sonunda aslinda cok supheyle baktigim French Immersion'la basbasa kaldim, cunku hemen yakindaki okul ufak bir yer ve tek sundugu secenek early French immersion.
Bu, Yunus'un gelecek seneden itibaren gunde uc saat Fransizca (zaten okul oncesinin toplami gunde uc saat), daha sonra da tum gun Fransizca egitim gorecegi anlamina geliyor. Daha kekelemekten yeni kurtulmus, ingilizcesiyle gurur duymaya baslamis Yunus'u yine atese mi atiyorum acaba? Ustelik de hic gelecegi olmadigini dusundugum, ayrica Almanca'dan hallice olsa da insanlarin neden romantik buldugunu hic anlayamadigim, Ispanyolca'ya benzerligi disinda hic bir becerisini goremedigim bir dil icin? Iste aylardir bu konuda kafa yoruyorum, uzak ve icime sinmeyen okula mi gitsin illa Ingilizce diye, yoksa yakin ve profili yuksek (gerci o profilin yuksekligi de ayri bir konu) okula mi gitsin.
Burada da bitmiyor aslinda. Bu French immersion olayi Kanada'da cok tartisiliyor, cunku genellikle orta sinif, hali vakti yerinde aileler cocuklarini French immersiona yolluyorlar, alt sinif ve gocmen aileleri de cocuklarini Ingilizce okula yolluyorlar. Devlet okul sistemi cok iyi diye sevindigimiz ulkede durum bu. Sonucta insan sinir de olsa, kendi cocugunu feda etmek istemiyor haliyle.
Onume gelen herkese fikrini sordum, cocuklarini French immersiona gonderenlere, gondermeyenlere, kendi gidenlere, gitmeyenlere, gocmen olup cocuklarini gonderenlere, cocuklarda uzmanlasmis bir sosyal yardim uzmanina, ve tabii en onemlisi, Yunus'un su anki ogretmenine, ki cok iyi bir tesaduf eseri, iki okulu da iyi taniyor. Bazilarinin soyledikleri kafama yatti, bazilarininki yatmadi. Birisi icin karar vermekten nefret ediyorum, hele boyle uzun vadeli bir konuda, cocugum bile olsa.
Neyse, sonucta kararim pekisti. French immersiona gidiyor. French immersiona gidip kekeme olan ya da deliren cocuk duymadim hic. Tekrar yuruyus mesafesindeki bir okula gidecek olmak cok iyi geliyor. Eksi 20lerde otobus greviyle iki ay yasamak da fikrimi olgunlastirdi herhalde. Ayrica Fransizca filmler hostur da.
Monday, February 16, 2009
Thursday, July 24, 2008
Sifir noktasi
Geriye sayim basladi. Bir hafta sonra yeni bir sehir, yeni bir ev, yeni bir yuva (cocuk), yeni bir bakkal, yeni bir supermarket, yeni bir sokak, yeni arkadaslar, yeni komsular, yeni cocuk parklari, vs vs. Eski korkulu heyecanlara ne oldu bilmiyorum, sadece yorgunluk ve olsun da bitsin hali.
Ozlem'in dedigini yapacagim, kimseyi mimlemem ama tamam mi.
1. 10 yıl önce ne haltlar işliyordun bakem?
1998 Temmuz galiba Turkiye'de tatildeydim, ya da gitmeye hazirlaniyordum. Belki de Izmir? Evet Ozlem Ebru Izmir'deydi o zaman. Bunalimdaydim, ne Japonya'daydim ne Turkiye'deydim kafaca. Donerken bavuldaki tahin konservesini bomba sanmislardi.
2. Belli bir sıraya dizme zahmetine katlanma ama, bu gün için yapılacaklar listendeki 5 şeyi şıp diye söyler misin?
Bugun bitti, yarini soyleyeyim: Ceviri yapacagim. Enformasyon teknolojisinin koy halkina nasil yararlari olacagi hakkinda bir yazi yazmam gerekiyor. Bergama-Ovacik olabilir. Kutu dolduracagim. Hamambocegi oldurecegim. Parkta cene calacagim.
3. Tıkınmaktan hoşlandığın bir iki abur cubur de hele?
Hurmali kareler, cikolatali kuru uzum.
4. Şİmdiye dek hangi şehirleri ya da sokak, mahalleleri varlığınla onurlandırdın?
Bogaz sokak, Noktali Sokak, Ucarli Sokak, Ilkadim Sokak, Ankara.
Amakubo, unuttugum bir sokak ismi, Tsukuba.
Unuttugum bir sokak ismi, Koreatown, Los Angeles
Broadway st., Long Beach
Thames, Buenos Aires
Charles St., Toronto
Maclaren St., Ottawa (bir hafta sonra)
5. Milyoner olsan beni unutur musun?
Milyonerim zaten.
Buradan geriye ne kalacak? Pek bir sey degil, ilginc bir deneyimdi bu apartman. Hic bin kisilik apartmanda yasamamistim. Kendi basina bir sehir gibi, hatta bir ada gibi bazi acilardan. Okula bagli oldugu icin ogrenci aileler kaliyor. Aile olduklari icin de genellikle lisansustu ogrenciler, ayrica cogu yabanci. Apartmanin arkasindaki cocuk parkinda anneler cocuklarina her dilde bagiriyor. Burada tanidigim en hos insan benden once davranip Mayista Amerika'ya tasindi, burayi cok ozledigini soyluyor, ben de ozleyecek miyim acaba? Julia'yi ozluyorum. Yunus her U-haul (tasinma) kamyonu apartmana yanastiginda Katya mi geliyor diye soruyor. Birlikte buyumelerini cok isterdim. Galiba bu beni yoran, arkada kalanlar (gerci bu kez onlar onden gitti), huzun verici.
Ozlem'in dedigini yapacagim, kimseyi mimlemem ama tamam mi.
1. 10 yıl önce ne haltlar işliyordun bakem?
1998 Temmuz galiba Turkiye'de tatildeydim, ya da gitmeye hazirlaniyordum. Belki de Izmir? Evet Ozlem Ebru Izmir'deydi o zaman. Bunalimdaydim, ne Japonya'daydim ne Turkiye'deydim kafaca. Donerken bavuldaki tahin konservesini bomba sanmislardi.
2. Belli bir sıraya dizme zahmetine katlanma ama, bu gün için yapılacaklar listendeki 5 şeyi şıp diye söyler misin?
Bugun bitti, yarini soyleyeyim: Ceviri yapacagim. Enformasyon teknolojisinin koy halkina nasil yararlari olacagi hakkinda bir yazi yazmam gerekiyor. Bergama-Ovacik olabilir. Kutu dolduracagim. Hamambocegi oldurecegim. Parkta cene calacagim.
3. Tıkınmaktan hoşlandığın bir iki abur cubur de hele?
Hurmali kareler, cikolatali kuru uzum.
4. Şİmdiye dek hangi şehirleri ya da sokak, mahalleleri varlığınla onurlandırdın?
Bogaz sokak, Noktali Sokak, Ucarli Sokak, Ilkadim Sokak, Ankara.
Amakubo, unuttugum bir sokak ismi, Tsukuba.
Unuttugum bir sokak ismi, Koreatown, Los Angeles
Broadway st., Long Beach
Thames, Buenos Aires
Charles St., Toronto
Maclaren St., Ottawa (bir hafta sonra)
5. Milyoner olsan beni unutur musun?
Milyonerim zaten.
Buradan geriye ne kalacak? Pek bir sey degil, ilginc bir deneyimdi bu apartman. Hic bin kisilik apartmanda yasamamistim. Kendi basina bir sehir gibi, hatta bir ada gibi bazi acilardan. Okula bagli oldugu icin ogrenci aileler kaliyor. Aile olduklari icin de genellikle lisansustu ogrenciler, ayrica cogu yabanci. Apartmanin arkasindaki cocuk parkinda anneler cocuklarina her dilde bagiriyor. Burada tanidigim en hos insan benden once davranip Mayista Amerika'ya tasindi, burayi cok ozledigini soyluyor, ben de ozleyecek miyim acaba? Julia'yi ozluyorum. Yunus her U-haul (tasinma) kamyonu apartmana yanastiginda Katya mi geliyor diye soruyor. Birlikte buyumelerini cok isterdim. Galiba bu beni yoran, arkada kalanlar (gerci bu kez onlar onden gitti), huzun verici.
Tuesday, July 01, 2008
Monday, June 30, 2008
Ottawa


Burasi Ottawa'nin merkezi. Insanlar islerine kayak yaparak gidiyorlar demisti Pablo da inanmamistim, ama burada kayak izlerini gorebiliyorum. Neyse otobusler de calisiyormus.
Ottawa'nin baskent olusunun cok ilginc bir oykusu var. 1850'lerde burasi kucucuk bir kereste kasabasiymis. Bu arada Kanada bir ulke yolunda olmakta ilerliyormus ve ulkeye bir baskent lazim olmus tabii. Listedeki tum diger isimler (Quebec sehri, Montreal, Toronto ve Kingston), sonuncusu haric coktan sehirlesmis, hatta yalanciktan baskentlik te yapmis fiyakali yerlermis, ama Fransiz sehri baskent olunca Ingiliz asillilar kizdigi, Ingiliz sehri baskent olunca da Fransiz asillilar kizdigi icin bir turlu anlasamiyorlarmis. Sonunda Ottawa, kimseyi gucendirmeyecek tek secenek olarak one cikmis, Ingiltere Kralicesi filan da karismis araya, ve herkesin bir tarafiyla guldugu minik kasaba baskent olmus. Bu oyku bir masali hatirlatiyor bana ama hangi masali emin olamadim. Sanirim tavsan ve kaplumbaga masalini, son gulen iyi guler kismini.
Bir de Ottawa'nin kendi halindeligi, memur ve universiteli sehri olusu, diger buyuk sehirlerin ona dunku cocuk gozuyle burun kivirisi Ankara'yi hatirlatiyor bana.
Temmuz sonunda tasiniyoruz.
"Mommy I can't talk"
Bunu Yunus bana Turkiye'de soyledi. Bir sabah deli gibi kekelemeye basladi, cumleyi gectim kelimeyi bile tamamlayamiyordu. Sonunda durdu ve bir cirpida Mommy I can't talk deyiverdi (burasini kekelemeden soylemis olmasi ne garip di mi). Ben de kafami duvarlara vurma istegimi yenip konusacaksin canim zamani gelince hepsi duzelecek diye bir seyler geveleyip ona sarildim. O ana kadar kekelediginin farkinda oldugundan emin degilim. Zaten isin ilginc yani da bu. O cumleyi soyledikten sonra kekelemesi bicakla kesildi. Sanki farkina varmasi, bir sorun oldugunu kabul etmesi gerekiyormus gibi.
Bundan sonra iki ay tek bir heceyi bile yenilemedi. Derken bir gun Pablo Yunus'a neden artik benimle Ispanyolca konusmuyorsun diye sormus. Yunus da benim icin Ingilizce daha kolay demis. Pablo israr etmis. Ayni gun yeniden kekelemeye basladi. Acaba bu konusmadan mi oldu filan derken bir iki gun sonra yeniden sona erdi kekelemesi.
Ozet: Anladiysam arap olayim. Ama artik kac dil konusmus umrumda degil.
Bundan sonra iki ay tek bir heceyi bile yenilemedi. Derken bir gun Pablo Yunus'a neden artik benimle Ispanyolca konusmuyorsun diye sormus. Yunus da benim icin Ingilizce daha kolay demis. Pablo israr etmis. Ayni gun yeniden kekelemeye basladi. Acaba bu konusmadan mi oldu filan derken bir iki gun sonra yeniden sona erdi kekelemesi.
Ozet: Anladiysam arap olayim. Ama artik kac dil konusmus umrumda degil.
Sunday, March 16, 2008
Cocuk edebiyati
Cocuk edebiyatinin nasil gelistigini anlatan cok ilginc bir yazi.
Towards Digital Narrative for Children: From Education to Entertainment: A Historical Perspective
ve muhtesem bir cocuk kutuphanesi:
International Children's Digital Library

Bu da Yunus'un yuvasindan acaip seker bir foto.
Towards Digital Narrative for Children: From Education to Entertainment: A Historical Perspective
ve muhtesem bir cocuk kutuphanesi:
International Children's Digital Library

Bu da Yunus'un yuvasindan acaip seker bir foto.
Friday, December 14, 2007
Bir kac gelisme
Su gecen uc ayda butun dunyamiz degisti ailecek, ama Yunus'un dil mucadelesiyle ilgili iki onemli gelismeyi yazacagim sadece:
Birincisi: Tamamen tesaduf eseri, cok dilli cocuklar uzerine master yapmis, ustune ustluk kekemelik konusunda da calismis biriyle tanistim.
Ikincisi: Burada devletin giderlerini karsiladigi, kucuk cocuklarin dil problemini kesfedip cozmeye dayali bir kurumun varligini kesfettim.
Ikincisi belki kulaga daha iyi geliyor, ama asil birincisi cok iyi oldu, cunku Ben yalnizca bilgili degil, ayrica cok pozitif biri, hem dert dinlemeyi de biliyor. Onun soylediklerinin ozeti: Kucuklugunde bu nedenle konusma problemleri yasayan cocuklardan hicbirinin buyudugunde bu nedenle sorun yasadigi ispatlanmamis, kaydedilmemis, yani eninde sonunda is tatliya baglanacak. Kekemelik de buyuk ihtimalle konusmasi geri kaldigi icin, yani bu hallolunca kekemelik de gececek. Bir kac oneri: Bir seyi yarim yamalak soylediginde, Turkce olmasa bile, dogrusunu tane tane soyle, dogrusunun ne oldugu kafasinda kalsin. Kitap, resim kullan, tesvik et. Kekemeligini asla yuzune vurma. Asla Turkce konusmaktan vazgecme, ucunu de halledecek eninde sonunda, sadece zaman meselesi.
Bu son onerinin nedeni, bunu ciddi ciddi dusunmeye baslamamdi, yani artik yeter bu cocugun cektigi bari bir dili ortadan kaldiralim da biraz yuku hafiflesin diye dusundum. Su bahsettigim kurumdaki bir kadin da iyi olabilir dedi. Ama Ben caydirdi beni, zaten Yunus da hayrola nooluyor der gibi bakiyordu yuzume ben Ingilizce konustukca.
Bunu hep bir sorun olarak yasamak cok cesaret kirici, yani herhalde birileri duysa kizim buldun da bunuyorsun der, millet cocugu iki dil konussun diye servetler harciyor vs. Ama Yunusun konusmasi cok geride, ve bunun sosyal hayatini kotu etkiledigini artik gozlerimle goruyorum. Aslinda hersey bakis acisi. Cocuklar icin isitme cihazlari uzerinde calisan bir arkadasim anlatmisti: eger aileler cocuklarinin sorunundan utaniyorsa cocuklar da negatif yaklasiyor, aileler bunu bir ozellik gibi gorup pozitif yaklasirlarsa cocuklar da daha kolay atlatiyorlar diye. Sanirim bu konuda bir firin daha ekemk yemem gerekiyor.
Birincisi: Tamamen tesaduf eseri, cok dilli cocuklar uzerine master yapmis, ustune ustluk kekemelik konusunda da calismis biriyle tanistim.
Ikincisi: Burada devletin giderlerini karsiladigi, kucuk cocuklarin dil problemini kesfedip cozmeye dayali bir kurumun varligini kesfettim.
Ikincisi belki kulaga daha iyi geliyor, ama asil birincisi cok iyi oldu, cunku Ben yalnizca bilgili degil, ayrica cok pozitif biri, hem dert dinlemeyi de biliyor. Onun soylediklerinin ozeti: Kucuklugunde bu nedenle konusma problemleri yasayan cocuklardan hicbirinin buyudugunde bu nedenle sorun yasadigi ispatlanmamis, kaydedilmemis, yani eninde sonunda is tatliya baglanacak. Kekemelik de buyuk ihtimalle konusmasi geri kaldigi icin, yani bu hallolunca kekemelik de gececek. Bir kac oneri: Bir seyi yarim yamalak soylediginde, Turkce olmasa bile, dogrusunu tane tane soyle, dogrusunun ne oldugu kafasinda kalsin. Kitap, resim kullan, tesvik et. Kekemeligini asla yuzune vurma. Asla Turkce konusmaktan vazgecme, ucunu de halledecek eninde sonunda, sadece zaman meselesi.
Bu son onerinin nedeni, bunu ciddi ciddi dusunmeye baslamamdi, yani artik yeter bu cocugun cektigi bari bir dili ortadan kaldiralim da biraz yuku hafiflesin diye dusundum. Su bahsettigim kurumdaki bir kadin da iyi olabilir dedi. Ama Ben caydirdi beni, zaten Yunus da hayrola nooluyor der gibi bakiyordu yuzume ben Ingilizce konustukca.
Bunu hep bir sorun olarak yasamak cok cesaret kirici, yani herhalde birileri duysa kizim buldun da bunuyorsun der, millet cocugu iki dil konussun diye servetler harciyor vs. Ama Yunusun konusmasi cok geride, ve bunun sosyal hayatini kotu etkiledigini artik gozlerimle goruyorum. Aslinda hersey bakis acisi. Cocuklar icin isitme cihazlari uzerinde calisan bir arkadasim anlatmisti: eger aileler cocuklarinin sorunundan utaniyorsa cocuklar da negatif yaklasiyor, aileler bunu bir ozellik gibi gorup pozitif yaklasirlarsa cocuklar da daha kolay atlatiyorlar diye. Sanirim bu konuda bir firin daha ekemk yemem gerekiyor.
Saturday, August 18, 2007
Hoscakal Arjantin, Merhaba Kanada

Bambaska bir on gun yasadim. Bir kere uzun suredir ilk kez tek basimaydim, kendimla basbasa olmak hostu. Ikincisi yepyeni bir hayat kurmanin heyecani. Ama Pabloyla Yunusu da cok ozledim. Yarin sabah geliyorlar.
Tekrar ingilizceye donmek guzel, her soyleneni anlamak muhtesem bir guc duygusu getiriyor insana, daha dogrusu, dogal olan bu tabii ki ama her soyleneni anlayamamak insani acaip zayif hissettiriyor, anlamak icin harcadigin cabayla surekli yorgun olmak da cabasi.
Arjantin'de iki yil guzeldi, oyle dolu gecti ki sanki 10 yil yasadim orada. Hepimiz icin iyi oldu aslinda, Pablo kendi ulkesiyle yuzlesti, Yunus babasinin ulkesini tanidi, ben de Pablo'nun ulkesini daha iyi tanidim, ve yilar once diledigim bir sey gerceklesmis oldu.
Muhtesem insanlar tanidim, umarim hayatimdan hic cikmazlar, her gidisimde gorebilirim. Yaslilik korkumu tekrar dusunmemi saglayacak 77 yasinda bir bayan tanidim, 8 ay evinde olen esinin kitaplarini katalogladim, harika bir deneyimdi. Yuzyuze hic tanismamis oldugum ama ic dunyasina bayagi bir yolculuk ettigim profesoru tanimak da cok guzeldi. Beni cok etkiledi bu insanlar, simdi profesorun kutuphanesinin kapisinda asili sakamsi tabela calisma masamin uzerinde duruyor. Benim icin kutuphanecilik tutkumun ikonu oldu cikti.
Arjantin'da yasarken bir cok seye kizdim, ofkelendim, ya da uzuldum. Boyle olmamasi gerek dedim, tipki Turkiye'de oldugu gibi. Belki Turkiye'ye benzedigi icin, daha once yasadigim hic bir yeri boyle benimsemedim sanirim. Japonya'da hosuma gitmeyen seylere gulup gecmeyi ogrenmistim, Amerika'yi sevmemek zaten dunyanin en kolay seyi (Amerikalilardan degil super guc Amerika'dan bahsediyorum) ama Arjantin'de bir seyler yapmali hissi cok daha gucluydu, yani misafir hissi daha azdi. Belki de Pablo ve Yunus nedeniyle.
Cok onemli bir ders benim icin: Hep latinlerin coskusuna, keyif duskunlugune hayran kalmisimdir, bizim gibi hop diye parlamamalari, karsisindaki kisiye kizsalar bile kolay kolay belli etmemeleri de cok hosuma gitmistir. Ama madalyonun obur yuzunu orada yasayinca gordum. Keyif duskunlugu ile hayatin tadini cikarma arasinda fark var. Keyiflerine duskunler ama bu nedenle baslarina gelenlerden sikayet de ediyorlar. Hem keyfini yasayan hem de sonuclarina katlananlar varsa helal olsun. Hop diye parlamamalarina gelince, oyle hop diye kizivermek hos degil ama ikiyuzlu olmaya da gerek yok. O ikisinin de arasini bulana helal olsun.
Tekrar gorusmek uzere sevgili Arjantin...
Yunus'a gelince, simdi onun icin yeni bir deneyim basliyor. Bu kez ingilizce konusulan bir ulkede yasayacak, cok yakinda ingilizce yuvaya gidecek. Isin kolay tarafi cevresinde onun gibi bir cok cocuk olacak, cunku yabancilar ya da gocmenler bu civarda cogunlukta. Bir diger isin kolay tarafi, annesiyle babasi arasindaki dil, sokaktaki dille ayni olacak, bu da sanki daha az kaotik. Turkce annesinin dili, Ispanyolca babasinin dili olacak, geriye kalan her tur konusmanin dili de Ingilizce olacak.

Sunday, May 20, 2007
Ilginc
Bu aralar dibilimsel takildim biraz, Yunus'un son zamanlarda 

kullandigi kelimeleri inceledim, ilginc bir seyler buldum. Bir gun
Chomsky kapimi calarsa ona verecek ilginc bulgular var artik elimde:
1- Sanirim her cocukta boyle oluyor, bazi kelimeleri kullanmaya basliyor, bazilarini ise tekrar ediyor duydugunda, ama henuz kullanmiyor. Yunus bunu su an uc dilde de yapiyor. Ama bunu sirayla yapti, once ispanyolcayla basladi, sonra turkce yapti, bir aydir filan da ingilizce yapmaya basladi. Sonuncunun ingilizce olmasi ilginc, cunku henuz normal konusmasinda hic ingilizce kullanmiyor.
2- Uc dilde kullandigi kelimeleri geen kasim ayinda yazmistim, bir ay once tekrar yazdim. Gecen kasim Turkce ve Ispanyolca kelimeler esitti, gecen ay baktim, ispanyolca ikiye katlanmis, Turkce kelimeler de artmis ama cok daha az bir hizla. Zaten Turkce kelimeleri bagimsiz kullanmiyor, ispanyolcanin icine katarak kullaniyor, benden baska da kimse anlamiyor haliyle.
3- Bu sanirim yandaki adam icin en ilginci: bazen ispanyolca sozcukleri turkce yapisiyla kullaniyor, mesela mi mama diyecegine mama jo, mi cama diyecegine cama jo diyor, tipki turkcedeki gibi kisi ekini kelimenin sonuna ekliyor yani. Ispanyolca da Turkce gibi (turkce kadar olmasa da) cok esnek cumle yapisina izin veriyor, ama ingilizce icin durum farkli.
4- Kelimeleri karisik kullanmasi bende su izlenimi yaratti: bu dillerin farkli oldugunun farkinda degil. Aslinda bunu cok daha buyuk cocuklarda bile gorebiliyor insan, obur dilden kelime kullaniyorlar, ve karsilarindaki anlamayinca sasiriyorlar. Ama ornegin anneannesinin ispanyolca konusmadiginin farkinda olduguna eminim, yani kafasinda o ayrimi tam olarak nasil netlestirecek merak ediyorum.
5- Ha bir baska ilginc sey, kullandigi kelimelere baktim da hem Turkce hem Ispanyolcada ayni olan bir suru kelime var, kamyon, moto (motosiklet), kaka, gitar, bebe, park, tren gibi. Hatta bej gibi zor ( ya da az kullanilan) kelimeler bile var, oysa iki dilin ortak kelimeleri oldukca az aslinda. Yani iki dildeki ortak kelimeler % 1 olsa, Yunusun dagarciginda %20 gibi bir sey, Demek ki bu kelimelerde rahat ediyor, ya da yalnizca cok sik duymakla ilgilidir belki, ama iste bej kelimesini ne kadar duymus olabilir ki. Bir de iki dilde sesdes olup anlamlari farkli olan kelimeler var ki bunlari da tercih ediyor, pipi, para gibi ornegin.
Kelimeleri kaydetmek iyi bir fikirdi sanirim.
Thursday, April 26, 2007
Zor zamanlar

Yunus ispanyolcasinda ilerliyor, ama yavas yavas. Aslinda butun dillerde, yani Turkce de Ingilizcede de ilerliyor, anlama acisindan. Ama hepsi de yavas, ve ben de buna uzulup duruyorum. Bir sey anlatmak isteyip anlatamadigi anlar, belki bir yil once olsa gozume cok sirin gorunecekti ama simdi yasitlari bicir bicir konusurken icime dert oluyor. Sosyal acidan resmen onunde bir duvar dikili, ustelik bunun suclusu da benim. Yani ne kadar iste cok dilli olmasi iyi filan da desem, o anlarda icimden gecen asagi yukari bu oluyor. Keske bunu paylasabilecegim biri olsaydi. Yani aslinda cok dilli cocuklari olan arkadaslarim var, ama onlarin oykuleri Yunusunkinden biraz farkli. Ornegin 1.5 yasindan once neredeyse hic duymadigi bir dilin konusuldugu ulkeye hop diye geliveren bir cocuk tanimiyorum. Zaten Yunusun asil dezavantaji da bu bence, yani 1 yasinda, tum dil becerileri gizli gizli gelisirken tek duydugu dilin, su an konusmak durumunda oldugu dil olmamasi. Turkceyi sadece annesi konusuyor, cocuklar da cevrede konusulan dili konusmaya calisirmis cunku farkli olmak istemezlermis. Ona yardim etmek isteyip edememek ne kotu, ama sanirim bu dertler 4 yasinda bir yerlerde azalmaya baslayacak. Yani Agustos’da Kanada’ya gidiyoruz, ondan sonra anne babasinin aralarinda koustugu dille cevre dili ayni dil olacak. Ispanyolca babasinin, Turkce annesinin dili olacak, sanki daha bir yerine oturacak gibi geliyor. Ayrica Kanada’da onun gibi daha fazla sayida cocuk var, ne bileyim, cocuklari cok kucukken Kanada’ya gocmus bir suru aile var ne de olsa. Hadi gayret aslan Yunus!
Friday, March 02, 2007
Hisashiburi
Galiba bu kadar uzun ara vermemin nedeni dogru durust bir seyler yazayim diye kasip durmam. Ben de kasmayayim o zaman ve geldigi gibi yazayim.
Yunus buyuyor, artik daha fazla konusuyor. Kelime haznesi artti, artik yeni bir kelime duydugunda aynen tekrar ediyor. Tabii bu cogunlukla Ispanyolca oluyor ama Turkce de tekrar ettigi oluyor.
Onun kelime haznesi artip konusmasi gelistikce benim ikilemim de artiyor. Daha once hic ondan duymadigim bir kelimeyi hop diye soyleyiverdiginde yalnizca sevinmek varken
-Ispanyolca tekrar edersem kafasi karisir mi
-Evet tatlim aferin deyip turkcesini soylersen kafasi daha da karisir di mi
-Hic bir sey soylemesem bu sefer de destek vermemis olmuyor muyum
Diye uzayip gidiyor. Neyse kim demis ki bu is kolay. Ayrica benim uc dili de sular seller gibi konussundan cok derdim dogal olmak, en dogal da Turkce oluyor haliyle.
Galiba fazla dusunmek annelik acisindan hic iyi degil. Ama dusunmemek uzerine dusunmek daha da sacma...
Yunus buyuyor, artik daha fazla konusuyor. Kelime haznesi artti, artik yeni bir kelime duydugunda aynen tekrar ediyor. Tabii bu cogunlukla Ispanyolca oluyor ama Turkce de tekrar ettigi oluyor.
Onun kelime haznesi artip konusmasi gelistikce benim ikilemim de artiyor. Daha once hic ondan duymadigim bir kelimeyi hop diye soyleyiverdiginde yalnizca sevinmek varken
-Ispanyolca tekrar edersem kafasi karisir mi
-Evet tatlim aferin deyip turkcesini soylersen kafasi daha da karisir di mi
-Hic bir sey soylemesem bu sefer de destek vermemis olmuyor muyum
Diye uzayip gidiyor. Neyse kim demis ki bu is kolay. Ayrica benim uc dili de sular seller gibi konussundan cok derdim dogal olmak, en dogal da Turkce oluyor haliyle.
Galiba fazla dusunmek annelik acisindan hic iyi degil. Ama dusunmemek uzerine dusunmek daha da sacma...
Friday, July 07, 2006
Dogumgunu
Yunus'un ikinci yasgununden manzaralar...

Yunus'un kuzeni Eliseo, ilk aski Emma ve Yunus

Masako ve hem Japonca hem de Ispanyolcayi cok guzel konusan kizi Majo

Emma'nin annesi Jessica, Emma ve Yunus

Juliana, oglu Gabriel, Majo ve Masako

Sira babalarda, Pablo ve Emma'nin babasi Oscar

Kaliplarla kurabiye kesme oyunu

Biraz daha...

Ha gayret Yunuscuk

Sonra bu kurabiyeleri firinda unuttum ve azicik yandilar, ama yanmayan kurabiyeleri herkes gururla yedi

Aile fotografi: Ondeki pastanin ana mimari Pablo'nun annesi Ana Maria.

Asistani da bendim...
Asil Yunus iyi vakit gecirsin fikriyle yalnizca sik gorustugu bir iki arkadasini cagirmaya karar vermistim, haliyle anneleri de benim iyi arkadasim. Yukarida resmi olan cocuklar icerisinde bir tek Eliseo'nun hem annesi hem babasi Arjantinli. Her uc cocugun da iki dilli oykusu farkli.
Iclerinde her iki dile de en hakim olan Majo, Majo'nun hem annesi hem de babasi Japon, yani aile icerisinde hep Japonca duyuyor, yuvada ya da bakicisiyla oldugu zamanlarda ise Ispanyolca duyuyor. Yani her iki dili de teke tek degil, konusuldugu ortamda kullanmis oluyor. Sanirim iki dilli buyumek icin en ideali bu, ama tabii ki tek yol degil.
Emma'nin annesi Amerikali ve kiziyla hep ingilizce konusuyor, ama Emma ingilizceyi yalnizca annesinden, o da kendisiyle konusurken duyuyor. Annesinin ne dedigini cok iyi anlamasina ragmen ispanyolca cevap veriyor, bazen de araya ingilizce kelimeler serpistiriyor. Gecen gun "Quiero walk cok Esteban" dedi mesela, Turkceye cevirince "Esteban'la walk yapmak istiyorum" gibi bir sey oluyor. Bu tip konusmayi Almanya'da buyumus Turk arkadaslarimdan ya da Los Angeles'daki meksika kokenli kisilerden de duydum. Genellikle bunun bir dil kirliligi oldugu dusunuluyor, ama aslinda en azindan Emma'nin yasinda bunun dogal dil gelisiminin bir parcasi oldugunu okudum. Bu okuduklarimi da buraya koymak istiyorum ileride.
Gabriel'in annesi Juliana ise Brezilyali. Juliana'nin Gabriel'le portekizce konustuguna nadiren tanik oldum, genellikle ispanyolca konusuyor. Ama bunda portekizce ve ispanyolcanin neredeyse Azeri Turkcesi ve Turkiye Turkcesi kadar birbirine benziyor olmasinin da etkisi var. Gabriel'in ispanyolcasi iyi, ama portekizce konustugunu hic duymadim. Gerci ileride hem anadili Ispanyolca hem de portekizceye kulak yatkinligi oldugundan, bir kac ayda sular seller gibi portekizce konusabilir.
Yunus'un yasi biraz daha ilerleyince durumu Emma'ya benzeyecek sanirim. Yani soylediklerimi anlayacak, ama ispanyolca karsilik verecek. Turkiye'ye gittiginde ya da ortamda baska Turkler bulundugunda belki biraz daha ugrasacak. Bazi annebabalar istedikleri dilde konusmayinca cocugun soylediklerini duymazdan gelme taraftari. Ama benim bir turlu aklima yatmiyor, ayrica o kadar oz disiplinim oldugunu da sanmiyorum.

Yunus'un kuzeni Eliseo, ilk aski Emma ve Yunus

Masako ve hem Japonca hem de Ispanyolcayi cok guzel konusan kizi Majo

Emma'nin annesi Jessica, Emma ve Yunus

Juliana, oglu Gabriel, Majo ve Masako

Sira babalarda, Pablo ve Emma'nin babasi Oscar

Kaliplarla kurabiye kesme oyunu

Biraz daha...

Ha gayret Yunuscuk

Sonra bu kurabiyeleri firinda unuttum ve azicik yandilar, ama yanmayan kurabiyeleri herkes gururla yedi

Aile fotografi: Ondeki pastanin ana mimari Pablo'nun annesi Ana Maria.

Asistani da bendim...
Asil Yunus iyi vakit gecirsin fikriyle yalnizca sik gorustugu bir iki arkadasini cagirmaya karar vermistim, haliyle anneleri de benim iyi arkadasim. Yukarida resmi olan cocuklar icerisinde bir tek Eliseo'nun hem annesi hem babasi Arjantinli. Her uc cocugun da iki dilli oykusu farkli.
Iclerinde her iki dile de en hakim olan Majo, Majo'nun hem annesi hem de babasi Japon, yani aile icerisinde hep Japonca duyuyor, yuvada ya da bakicisiyla oldugu zamanlarda ise Ispanyolca duyuyor. Yani her iki dili de teke tek degil, konusuldugu ortamda kullanmis oluyor. Sanirim iki dilli buyumek icin en ideali bu, ama tabii ki tek yol degil.
Emma'nin annesi Amerikali ve kiziyla hep ingilizce konusuyor, ama Emma ingilizceyi yalnizca annesinden, o da kendisiyle konusurken duyuyor. Annesinin ne dedigini cok iyi anlamasina ragmen ispanyolca cevap veriyor, bazen de araya ingilizce kelimeler serpistiriyor. Gecen gun "Quiero walk cok Esteban" dedi mesela, Turkceye cevirince "Esteban'la walk yapmak istiyorum" gibi bir sey oluyor. Bu tip konusmayi Almanya'da buyumus Turk arkadaslarimdan ya da Los Angeles'daki meksika kokenli kisilerden de duydum. Genellikle bunun bir dil kirliligi oldugu dusunuluyor, ama aslinda en azindan Emma'nin yasinda bunun dogal dil gelisiminin bir parcasi oldugunu okudum. Bu okuduklarimi da buraya koymak istiyorum ileride.
Gabriel'in annesi Juliana ise Brezilyali. Juliana'nin Gabriel'le portekizce konustuguna nadiren tanik oldum, genellikle ispanyolca konusuyor. Ama bunda portekizce ve ispanyolcanin neredeyse Azeri Turkcesi ve Turkiye Turkcesi kadar birbirine benziyor olmasinin da etkisi var. Gabriel'in ispanyolcasi iyi, ama portekizce konustugunu hic duymadim. Gerci ileride hem anadili Ispanyolca hem de portekizceye kulak yatkinligi oldugundan, bir kac ayda sular seller gibi portekizce konusabilir.
Yunus'un yasi biraz daha ilerleyince durumu Emma'ya benzeyecek sanirim. Yani soylediklerimi anlayacak, ama ispanyolca karsilik verecek. Turkiye'ye gittiginde ya da ortamda baska Turkler bulundugunda belki biraz daha ugrasacak. Bazi annebabalar istedikleri dilde konusmayinca cocugun soylediklerini duymazdan gelme taraftari. Ama benim bir turlu aklima yatmiyor, ayrica o kadar oz disiplinim oldugunu da sanmiyorum.
Thursday, July 06, 2006
Bu oyunun kurali var mi?

Bence cokdilli cocuk yetistirmenin en kolay tarafi kurallari belirlemek, en zoru ise kurallari uygulamak. O zaman isin sirri uygulanabilecek kurallar belirlemek olsa gerek. Bu da herkese gore degisiyor. Ben ise neden onun cokdilli (daha dogrusu, hangi ulkede yasarsa yasasin, Turkce bilerek) buyumesini istedigimi dusunerek basladim. Eger birseyi neden istediginizi biliyorsaniz, bu yolda caba gostermeniz ve istediginizi elde etmeniz daha kolay oluyor.
Ben Yunus’un Turkce konusmasini su nedenlerle istiyorum:
1. Onunla en iyi iletisimi Turkce konusarak kurabilecegimi dusunuyorum, acikcasi ona ileride okulda karsilastigi bir sorunla ya da vucut degisimleriyle ilgili yardimci olurken Turkce’den baska bir dilde basarili olacagimi sanmiyorum.
2. Onun annesinin koklerini iyice tanimasini, sevgi duymasini istiyorum. Tanimadan nasil sevecek, ve dilini konusmazsa nasil taniyacak? Tabii ki imkansiz degil ama dil bu acidan bana bir anahtar gibi geliyor.
3. Turkiye’ye gittiginde kendini rahat hissetmesini, arkadaslar edinip akrabalariyla rahat iletisim kurmasini istiyorum.
4. Cokdilli cocuklarin elde ettikleri avantajlardan yararlanmasini istiyorum. (Bu konuda firsat buldukca bilgi ekleyecegim)
5. Bu dunyada bir cok farkli dusunceye, farkli davranis ve bakis acisina yer oldugunu yurekten anlamasini istiyorum, ki cokdilli buyumek iyi bir baslangic olabilir.
Yunus'un oykusu

Oglum Esteban Yunus iki yasinda. Amerika'da dogdu, uc aylikken Turkiye'ye geldi ve 15 aylikken bu kez Arjantin'e tasindi. Turk annesi ve Arjantinli babasi, evlilik hayatlarinin cogunu Amerika'da gecirdiklerinden hala Ingilizce konusuyorlar, yani Yunus evde uc dil duyuyor, annesinden Turkce, babasindan Ispanyolca, ikisinin arasindaki konusmalarda ise Ingilizce.
Ingilizceyi aradan cikarsak hersey daha kolay olacak ama bir yil sonra Kanada'ya gocmeyi planladigimizdan fazla anlamli olmayacak.
Bugunlerde yaklasik 30 kelimelik bir kelime dagarcigi var. Yasitlarina gore az, ama ustesinden gelmesi gereken bir degil uc dil var ne de olsa. Turkce ve Ispanyolcayi iyi anliyor, ama genellikle tarzanca cevap vermeyi tercih ediyor.
Buraya onun ve benim her gun verdigimiz cabayi kaydetmek hos olabilir.
Bir gun gelir, burayi Turkce okursa hayallerim gercek olur.
Subscribe to:
Posts (Atom)